Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2467 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

HÜZÜN İNKILÂBIMIZ
Mehmet Enes Beşer

  Sayı: 65 - Temmuz / Eylül 2010

Teşrifiyle asırları nura gark eden Hüzün Peygamberi'ne ithafen..

Çünkü hüzün, en çok O'na ve ümmetine yakıştı."

Hüzün, insanın en ulvî hislerindendir. Düşünce iklimimizin bu nadide fidesi, belki de sahip olduğumuz en güzel duygudur. Ondaki büyüklük, esrarlı sükûnetinde en derunî mülâhazalarımızı zihnimize nakşetmesinde saklıdır.

Masivanın bunaltan ikliminden kaçmanın yoludur ki o,maveraya da açılan kapıdır aynı zamanda. Bu yolda ayaklarımıza batan dikenler, gönlümüzü eleme rağm eden felâketler, çekilen çileler, acılar, gözyaşıyla sulanan hüzün çiçekleri, kalbin zümrüt tepelerinde, Hakk'a teslim ederken emaneti, inandıklarımıza sadakatimize şahadet edeceklerdir. Ve biz öyle ümit etmekteyiz.

O ne asil bir mefkûredir, ne yüce bir histir! Dünya-ukba saadeti, ancak hüzünle örülü hayat serencamında, ızdırabın menbasından kana kana içmiş bir yüreğin hakkıdır. Öyle ki hayat neşvesini meşru dairede, kâinatın nizamî hareketine hemahenk biçimde soluyanlar, elemlerin zorlu kabzına göğüs gerecek gücü ta derinlerde hissedecektir.

Masivanın kararttığı kalplerimizi yunmaya muktedir olan."Hüzn-ü daim" ne güzel rehberdir mümin için? Ebedî huzurun cevheri onda saklıdır. Bu öz, ruhun dinamiklerini ortaya çıkaracak ve maddenin esaretini kıracak yegâne silâhımızdır. Hüzün murakabelerimiz ruhumuzu aldığı gibi özlenen iklimlere götürür. Bir hayat serencamımız gözlerimizin önünden geçerken, hayıflanmak mı dersiniz, pişman olmak mı? Geçen yılların geri getirilemeyeceği hakikati, ayrılık odunu hicrana ve hasrete çevirir. Ondan sonra, güvendiğimiz ve övündüklerimizin faniliğini, geçiciliğini kavrarız ki bu gecikme, belki hayat boyu sürecek bir pişmanlık buhranını beraberinde getirir. Günlerimizi hüznün kucağına bıraksak, pişmanlığın şefkatine terk etsek de artık neye yarar? Giden gitmiştir ve bundan sonrası için kaybedenin, gidenlerin ardından yüzsuları dökmekten başka yapabileceği pek bir şey yoktur.

Adına yaşamak dediğimiz kimi zaman sararmış otlarla bezeli, kimi zaman kaktüsler çevrili bu zorlu yolda, önümüze serilmiş incileri, yakutları, mercanları görmekten aciz kalıyoruz. Gülistan değil elbet, öyle müşkül bir seyahat: nice babayiğit uçurumlara savrulmuş, nicelerinin ayağı kaymıştır; bu ejderha hâlâ kurbanlarını bekliyor..

Yaşamak ve ölmek iki ayrı kutup, iki uzak iklim gibi mi geliyor? Bu sırattan ince geçitte elemler ve kederler, hazların ardımızda bıraktığı zehirler ile bir olup "sözün erlerini" alt etmek, onları ebedî elemlere rağm etmek için çabalamaktadır. Özüne ricat etmek için gecelerini gündüz bilen, ızdırabın duru menbaından içmiş dava adamları, çileye eyvallah diyebilenler, onların değilse cennet, bize dar mahbeslerden beter görünmez mi?

Önce kelâm vardı denildi. O ilk söz, varlık muammasını meydana getirdi, varlık eksenini yokluğun karşısına yerleştirdi. Bu kelâma, bu söze sahip çıkabilmek hiç de kolay değil ve hiç de üstesinden gelinmesi mümkün bir imtihan değil. Sık sık kendimizi hesaba çekmemiz, oto kontrol mekanizmasını aktif biçimde çalıştırmamız gerekiyor. Varlık muhasebelerimiz hüznün rehberliğinde bizi türlü ruh hallerinde dolaştırıyor, maveradan devşirdiği çiçekleriyle, kâinatın ahenginden müteşekkil besteleriyle gönlümüzü huzur ikliminin kapısına getiriyor.

Ne de yakışıyor hüzün, Doğu'nun asil ve muzdarip çehresine. Ve nazlı Anadolu'nun bağrında ne güzel yetişiyor çiçekleri. Nasıl da bekleyebiliyoruz, ızdırabın menbaından beslenmeyen zavallı ruhların bizi anlamasını? Şu bir gerçek ki, varlığın çok boyutlu muhtevasını kavramakta zorlananlar, hüznü mutluluğun tam karşısına oturtarak aslında ruhumuz için en büyük kötülüğü sergiliyorlar. Modern dünya, bizim düşünmemizi istemiyor. Baskı düzenlerinin hükümferma olduğu bütün coğrafyalarda düşünce, tefrika sebebi oluyor. Şimdi, Doğu irfanının tek "kozu" "gönül"dür,"yürek"tir. Modern dünya bu gibi mefhumları algılayamıyor. En başta onun maddeci zihniyetten beslenen dünya görüşü, mutluluğu somut olgulara irca ediyor. Bu "zihinlerin metalaştırıldığı" düşünce sistemi beş duyu haricindeki mefhumlara şüpheyle ve korkuyla yaklaşıyor. Her şeyden önce metafizik duyuş kabiliyetinden yoksun olmak, ruhsal öğelerin gerektiği gibi anlaşılamamasına neden oluyor. Böylece duyguların içi boşaltılmakla kalmıyor, onlar çok farklı ve mânâsından uzak kimliklere bürünüyor. Yazımızın konusu "hüzün" dahi bunun muhtevasına dâhildir.

"Neden hüzün mutluluğun karşıtıymış gibi sunuluyor" sorusunu yönelttiğimizde,"Vicdanî ve ahlâkî değerlerimizi, metafizik duyuş kabiliyetimizi yozlaştırmak istiyorlar" yanıtıyla karşılaşıyoruz. Peki, bundan ne gibi bir sonuç çıkarmalıyız, ne değişecek düşünce dünyamızda; bu kabiliyetimiz yozlaştığında? Asıl bu soruyu yanıtlamak gerekir.

Şimdi ve geleceği kapsayan vicdanın yanında bunların hepsini kapsayan ve yine tümünden daha mühim bir misyonu taşıyan "hüzün" ise fikri muhasebemizin dinamik unsurudur ve geçmişin kazanım ve tecrübelerinin şimdiye ve geleceğe taşınmasında köprü rolü oynar. Bu şekilde hayatımızın geride kalan yıllarını hesaba çektiğimizde fani dünyanın manasızlığını bir kez daha anlarız. Gubar-ı hüzün, gözyaşına dönüşüp de gönlümüzün mahfazasına ulaştı mı, bundan sonra insan yükseldikçe yükselir. İnsanın mahiyetiyle lâyık olduğu yüksek mertebelere ve menzillere ancak bu şekilde yükselir.

Gönlümüzü kaybedersek her şeyimizi kaybetmiş olacağız. Onun ihtiyacı olan ise kuşkusuz hayat serencamımızın ve düşünce iklimimizin tamamını kapsayan bir muhasebedir. Tabuları, putları ve korku duvarlarını yıktıktan sonra, bilmem kaçıncı seferden döndüğünde hanümanını yıkık dökük, harabe bulan bir alperen edasıyla can evimizi ve bilhassa varlık tasavvurumuzu yeniden inşa edeceğiz.

Söylemekten ve yazmaktan yorulmamalıyız ki, şayet istenilen "doğrulmak" ise, o ancak hüzün, pişmanlık ve acziyetle dökülen gözyaşlarında ıslanan seccadelerimizde, uyku dolu gözlerimizi ovuşturan ellerimizde ve kitapların üstünde şevkle raks eden kalemlerimizdedir. Samimiyetsizlik, bayağılık ve iki yüzlülük kokan gülüşlerde değil...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : aysu    03.11.2010
Yorum : kalemine eline sağlık çok güzelllllll





 
HÜZÜN İNKILÂBIMIZ... - Sayı 65
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


Türkçe’nin kırpıla kırpıla ne hale getirildiğine bakmadan kalkmışız, “eser vermeli, eser vermeli” diyoruz.
Halbuki “Güneş Dil Teorileri”nin temel yapılmak istendiği bir dili kullanarak karşımızdakilerle konuşup, anlaşabildiğimize şükretmeliyiz.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Suyun serencamı
Su gibi aziz ol
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16797351
 Bugün : 1824
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 732625
 Bugün : 89
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 372
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim