Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2448 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

HÜZÜN İNKILÂBIMIZ
Mehmet Enes Beşer

  Sayı: 65 - Temmuz / Eylül 2010

Teşrifiyle asırları nura gark eden Hüzün Peygamberi'ne ithafen..

Çünkü hüzün, en çok O'na ve ümmetine yakıştı."

Hüzün, insanın en ulvî hislerindendir. Düşünce iklimimizin bu nadide fidesi, belki de sahip olduğumuz en güzel duygudur. Ondaki büyüklük, esrarlı sükûnetinde en derunî mülâhazalarımızı zihnimize nakşetmesinde saklıdır.

Masivanın bunaltan ikliminden kaçmanın yoludur ki o,maveraya da açılan kapıdır aynı zamanda. Bu yolda ayaklarımıza batan dikenler, gönlümüzü eleme rağm eden felâketler, çekilen çileler, acılar, gözyaşıyla sulanan hüzün çiçekleri, kalbin zümrüt tepelerinde, Hakk'a teslim ederken emaneti, inandıklarımıza sadakatimize şahadet edeceklerdir. Ve biz öyle ümit etmekteyiz.

O ne asil bir mefkûredir, ne yüce bir histir! Dünya-ukba saadeti, ancak hüzünle örülü hayat serencamında, ızdırabın menbasından kana kana içmiş bir yüreğin hakkıdır. Öyle ki hayat neşvesini meşru dairede, kâinatın nizamî hareketine hemahenk biçimde soluyanlar, elemlerin zorlu kabzına göğüs gerecek gücü ta derinlerde hissedecektir.

Masivanın kararttığı kalplerimizi yunmaya muktedir olan."Hüzn-ü daim" ne güzel rehberdir mümin için? Ebedî huzurun cevheri onda saklıdır. Bu öz, ruhun dinamiklerini ortaya çıkaracak ve maddenin esaretini kıracak yegâne silâhımızdır. Hüzün murakabelerimiz ruhumuzu aldığı gibi özlenen iklimlere götürür. Bir hayat serencamımız gözlerimizin önünden geçerken, hayıflanmak mı dersiniz, pişman olmak mı? Geçen yılların geri getirilemeyeceği hakikati, ayrılık odunu hicrana ve hasrete çevirir. Ondan sonra, güvendiğimiz ve övündüklerimizin faniliğini, geçiciliğini kavrarız ki bu gecikme, belki hayat boyu sürecek bir pişmanlık buhranını beraberinde getirir. Günlerimizi hüznün kucağına bıraksak, pişmanlığın şefkatine terk etsek de artık neye yarar? Giden gitmiştir ve bundan sonrası için kaybedenin, gidenlerin ardından yüzsuları dökmekten başka yapabileceği pek bir şey yoktur.

Adına yaşamak dediğimiz kimi zaman sararmış otlarla bezeli, kimi zaman kaktüsler çevrili bu zorlu yolda, önümüze serilmiş incileri, yakutları, mercanları görmekten aciz kalıyoruz. Gülistan değil elbet, öyle müşkül bir seyahat: nice babayiğit uçurumlara savrulmuş, nicelerinin ayağı kaymıştır; bu ejderha hâlâ kurbanlarını bekliyor..

Yaşamak ve ölmek iki ayrı kutup, iki uzak iklim gibi mi geliyor? Bu sırattan ince geçitte elemler ve kederler, hazların ardımızda bıraktığı zehirler ile bir olup "sözün erlerini" alt etmek, onları ebedî elemlere rağm etmek için çabalamaktadır. Özüne ricat etmek için gecelerini gündüz bilen, ızdırabın duru menbaından içmiş dava adamları, çileye eyvallah diyebilenler, onların değilse cennet, bize dar mahbeslerden beter görünmez mi?

Önce kelâm vardı denildi. O ilk söz, varlık muammasını meydana getirdi, varlık eksenini yokluğun karşısına yerleştirdi. Bu kelâma, bu söze sahip çıkabilmek hiç de kolay değil ve hiç de üstesinden gelinmesi mümkün bir imtihan değil. Sık sık kendimizi hesaba çekmemiz, oto kontrol mekanizmasını aktif biçimde çalıştırmamız gerekiyor. Varlık muhasebelerimiz hüznün rehberliğinde bizi türlü ruh hallerinde dolaştırıyor, maveradan devşirdiği çiçekleriyle, kâinatın ahenginden müteşekkil besteleriyle gönlümüzü huzur ikliminin kapısına getiriyor.

Ne de yakışıyor hüzün, Doğu'nun asil ve muzdarip çehresine. Ve nazlı Anadolu'nun bağrında ne güzel yetişiyor çiçekleri. Nasıl da bekleyebiliyoruz, ızdırabın menbaından beslenmeyen zavallı ruhların bizi anlamasını? Şu bir gerçek ki, varlığın çok boyutlu muhtevasını kavramakta zorlananlar, hüznü mutluluğun tam karşısına oturtarak aslında ruhumuz için en büyük kötülüğü sergiliyorlar. Modern dünya, bizim düşünmemizi istemiyor. Baskı düzenlerinin hükümferma olduğu bütün coğrafyalarda düşünce, tefrika sebebi oluyor. Şimdi, Doğu irfanının tek "kozu" "gönül"dür,"yürek"tir. Modern dünya bu gibi mefhumları algılayamıyor. En başta onun maddeci zihniyetten beslenen dünya görüşü, mutluluğu somut olgulara irca ediyor. Bu "zihinlerin metalaştırıldığı" düşünce sistemi beş duyu haricindeki mefhumlara şüpheyle ve korkuyla yaklaşıyor. Her şeyden önce metafizik duyuş kabiliyetinden yoksun olmak, ruhsal öğelerin gerektiği gibi anlaşılamamasına neden oluyor. Böylece duyguların içi boşaltılmakla kalmıyor, onlar çok farklı ve mânâsından uzak kimliklere bürünüyor. Yazımızın konusu "hüzün" dahi bunun muhtevasına dâhildir.

"Neden hüzün mutluluğun karşıtıymış gibi sunuluyor" sorusunu yönelttiğimizde,"Vicdanî ve ahlâkî değerlerimizi, metafizik duyuş kabiliyetimizi yozlaştırmak istiyorlar" yanıtıyla karşılaşıyoruz. Peki, bundan ne gibi bir sonuç çıkarmalıyız, ne değişecek düşünce dünyamızda; bu kabiliyetimiz yozlaştığında? Asıl bu soruyu yanıtlamak gerekir.

Şimdi ve geleceği kapsayan vicdanın yanında bunların hepsini kapsayan ve yine tümünden daha mühim bir misyonu taşıyan "hüzün" ise fikri muhasebemizin dinamik unsurudur ve geçmişin kazanım ve tecrübelerinin şimdiye ve geleceğe taşınmasında köprü rolü oynar. Bu şekilde hayatımızın geride kalan yıllarını hesaba çektiğimizde fani dünyanın manasızlığını bir kez daha anlarız. Gubar-ı hüzün, gözyaşına dönüşüp de gönlümüzün mahfazasına ulaştı mı, bundan sonra insan yükseldikçe yükselir. İnsanın mahiyetiyle lâyık olduğu yüksek mertebelere ve menzillere ancak bu şekilde yükselir.

Gönlümüzü kaybedersek her şeyimizi kaybetmiş olacağız. Onun ihtiyacı olan ise kuşkusuz hayat serencamımızın ve düşünce iklimimizin tamamını kapsayan bir muhasebedir. Tabuları, putları ve korku duvarlarını yıktıktan sonra, bilmem kaçıncı seferden döndüğünde hanümanını yıkık dökük, harabe bulan bir alperen edasıyla can evimizi ve bilhassa varlık tasavvurumuzu yeniden inşa edeceğiz.

Söylemekten ve yazmaktan yorulmamalıyız ki, şayet istenilen "doğrulmak" ise, o ancak hüzün, pişmanlık ve acziyetle dökülen gözyaşlarında ıslanan seccadelerimizde, uyku dolu gözlerimizi ovuşturan ellerimizde ve kitapların üstünde şevkle raks eden kalemlerimizdedir. Samimiyetsizlik, bayağılık ve iki yüzlülük kokan gülüşlerde değil...


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : aysu    03.11.2010
Yorum : kalemine eline sağlık çok güzelllllll





 
HÜZÜN İNKILÂBIMIZ... - Sayı 65
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (127):
Sünnete uygun beslenme...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Büyük camgözlerle yüzen karahindiba
Hakkın hâdimleri ve bâtılın vekâlet sava
Ehl-i gönül
Nesl-i muazzez
Nereye kadar?
Gül kokusu
Meçhule hitap
Gelecek sayı (127) konusu
Korkaklar
Hâramiler


Ali Erdal - Nereye kadar?
Kadir Bayrak - Mukaddes beldelere-2
Ekrem Yılmaz - Korkaklar
Ekrem Yılmaz - Nerdeyiz
Fatma Pekşen - Dağlara çen düşende
Dergi Editörü - Ben kazandım, biz ka...
Site Editörü - Vekâlet savaşları
Necip Fazıl - Yahudi (Terkip ve Te...
Necdet Uçak - Annem var güzel anne...
Necdet Uçak - Bu vatan bizim
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı (127) k...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Gazze ateşkes görüşm...
M. Nihat Malkoç - Gördüm seni, gördüm ...
M. Nihat Malkoç - Gazze, ümmetin imtih...
Zaimoğlu - Gündüz, geceye muhta...
Zaimoğlu - Sağlam kulp
Halis Arlıoğlu - Hâramiler
Halis Arlıoğlu - Meçhule hitap
Ahmet Değirmenci - Geri verin
Ahmet Değirmenci - Kurban
Ahmet Değirmenci - İki ara bir dere
Büşra Duru - İslâmın meşalesi ile...
Remzi Kokargül - Malatya suskun, durg...
Murat Yaramaz - Şüphe
Murat Yaramaz - Amnezi
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Duruldum
Mahmut Topbaşlı - Cemre sancıları
Cahit Ay - Kimdendir
Cahit Ay - Ondördünde
Cahit Ay - Sana geliyor
Rıdvan Yıldız - Kaş ve bulut
Vahid Aslan - Adam olmaq derdi
Vahid Aslan - Günəbaxanlar
Emine Öztürk - Yolun sonu
Osman Akçay - Büyük camgözlerle yü...
Mustafa Makas - Vesâyet savaşları
Yaşar Akyay - Hakkın hâdimleri ve ...
İbrahim Durmaz - Kızılelma
Mehmet Emin Armağan - Nesl-i muazzez
Mehmet Emin Armağan - Ehl-i gönül
Mustafa Kozlu - Mutluluk
Uğur Utkan - Hz. Ebubekir Sıddık
Kemal Çerçibaşı - Bir yıldırım çarptı ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16508565
 Bugün : 9509
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 713794
 Bugün : 707
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 803
 126. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim