Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     5022 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Adını koyamadık!..
Ali Erdal

  Sayı: 73 - Temmuz / Eylül 2012

Karabasan gibi ülkemize çöreklenen, çöreklendirilen ihanet çetesini, çeyrek asrı aşkın bir süre geçtiği halde niçin yok edemedik? Bunca şehide ve gaziye, masrafa ve yatırıma, cezalara ve aflara, yatırımlara ve açılımlara rağmen niçin hakkından gelemedik?

Hiç lâfı dolaştırmadan açık seçik söyleyelim: Adını koyamadık da onun için!..

Sebep bu kadar basit mi?..

Evet bu kadar basit!

Çünkü hangi adı verirseniz, ona göre tavır alırsınız, yapılması gerekeni ona göre tespit edersiniz. Doğru ad verirseniz ne yapacağınızı da bilirsiniz; gücünüzü ona göre kullanırsınız… Eşkiya derseniz başka, hain derseniz başka tavır alırsınız. Asi derseniz başka, suçlu derseniz başka davranırsınız. Adını koymak, onun hakkında karar vermektir. Dostunuz da, düşmanınız da sizin vereceğiniz ada göre tavır alır.

İhanet çetesinin, daha işin başında ne olduğunu tespit ve teşhis etmeli; adını koymalıydık. Mensuplarını, soyadı bile ihanet kokan sözde reisini, yandaşlarını ve destekçilerini de buna göre isimlendirmeliydik.

Başlangıçta isim veremediğimiz gibi şimdi de verebilmiş değiliz. Bakın hâlâ, “PKK terör örgütü” deniyor; genel söylem bu… İlgilisi ve ilgisizi, bilgilisi ve bilgisizi ondan böyle bahsediyor. Televizyonlar böyle söylüyor, gazeteler böyle yazıyor. Onun kendine verdiği ismi kullanmanın dehşetini hâlâ anlamış değiliz. Onun kendine verdiği adı niye kullanırsın? Adını söyleyerek niye propagandasını yaparsın; bir isim bulamadıysan “terör örgütü” de sadece… Adını kullanmak onu tanımak, onun varlığını zımnen kabul etmektir. Onun fiillerini içine sindirdiğini ilân etmektir. Farkında olmadan meşru görmektir. “Terör örgütü” demek bile yetersizken, hattâ yanlışken bir de kendisinin koyduğu adı kullanmak! Bundaki zaaf, fark edilmedi, edilmiyor. Çoluğu, çocuğu, kadını, ihtiyarı, öğretmeni imamı bile öldürdüğü halde, hâlâ yaptıklarına “terör” deniyor… Faillere de “terörist”... Caniye terörist demek, suçunu hafifletmek değil midir?

İhanet çetesine, isyan hareketine, cinayet mekanizmasına, üstelik de kendi verdiği adı da kullanarak “terör örgütü” demek zaafı; ancak, son katliamlarından sonra anlaşılır gibi oldu… Nihayet görülür gibi oldu ki, bu ifade yeterli değil… Böyle bir ihanet çetesine “terör örgütü” demek bizim için acz; “ihanet çetesi” demedikten sonra, başındakine “hain” demedikten sonra ne derseniz deyin bizim için acz… Ekmeklerine yağ sürmektir. Düşünün “ihanet” nerde, “terör” nerde… Mahallede masum bir deli de “terör” estirebilir. Biz ne yapıyoruz; hain olmadıklarını, sadece korku saldıklarını söyleyip duruyoruz. Hainliklere “terör” deyip geçmek yetmiyor; sonuna bir de “örgüt” ekleyerek teşkilâtlı bir güç olduklarını kabul ettiğimizi ilân ediyoruz.

Hatırlar mısınız, başlangıçta “anarşist” denmişti. Bu, ferdi ifade ediyordu, örgütü değil… Yani başlangıçta, isim vermedeki aczimizi görüyor musunuz, ferdi isimlendirebildik sadece; örgüte bir isim veremedik. Anarşist… “Üç beş çapulcu”… Şurada burada rastgele karışıklıklar çıkaran maceracılar… Bir süre sonra dağılıp gidecekler… İsimlendirmeye ne hacet… Ne büyük gafletmiş, böyle “anarşist” diye isimlendirmek; bugün olsun anladık mı? Kısa süre sonra topluluk olarak da isimlendirmek ihtiyacı doğunca, onun kendisine verdiği ad kullanıldı: “PKK”!.. Bir süre sonra hainler, zulmü o noktaya götürdü ki, fiillerini ifadede “anarşist”in yetersiz kaldığı hissedildi. Bu sefer “terörist” demek yaygınlaştı. Nihayet onun da yetersiz olduğu çeyrek asrı aştıktan sonra anlaşılır gibi oldu.

Daha işin başında, harekete “isyan”, yaptıklarına “ihanet”, mensuplarına “hain” denmeliydi.

Doğru tespit yapamadığımız, doğru teşhis koyamadığımız için doğru isimlendiremedik. Doğru isimlendiremeyince doğru hareket edemedik. Maksadını anlayamadık, kaynaklarını kurutamadık, desteklerini göremedik ve hainlik hareketi, bizim zaafımız yüzünden gittikçe güçlendi. Dede Korkut destanındaki “Tepegöz” gibi, kucağımızda büyüdü. Yeniyetme delikanlı olarak çeteye giren, şimdi; şairin “yolun yarısı” dediği yaşı geçti.

Yılanın başını küçükken, adını koyamadığımız için ezemedik. Yılanın başını küçükken nasıl ezeceksiniz, onun yılan değil, solucan olduğunu zannediyordunuz. Ve ona göre davranıyordunuz. İşte bunun için dış güçlerin maşası çetenin Türkler için de, Kürtler için de ihanet şebekesi olduğunu belgeleriyle kitaplaştıramadık. Bunun için söylemlerimiz, nutuklarımız, “şehitlerin kanı yerde kalmayacak” nakaratları hep yetersiz kaldı. Dolayısıyla da inisiyatif bizim elimizde olamadı. Onlar hamle yaptı, biz sadece “mücadele” ettik. Siyasîlerimiz, meydanlarda “terörle mücadelemiz, hız kesmeden devam edecek” diye bangır bangır bağırdı. Bunun, “Terör, devam edecek, yok edemeyeceğiz; ne yapalım, mücadele etmek zorundayız” diye acizlik beyanı olduğu anlaşılamadı. “Terörle bir yere varılamayacağın anlamalılar” gibi ahmakça lâflar edenler bile oldu. Hattâ “terörle yaşamaya alışmalıyız” diyenler bile oldu. “İsyan” denseydi, böyle lâflar edilebilir miydi… Doğru isim veremeyenler, doğru konuşamazlar!..

Doğru isimlendirme, tavır belirlemede o kadar mühim ki… Meselâ kuduz köpek, kuduz olduğu tespit edildikten ve “kuduz” dendikten sonra “itlâf edilir”. Tespiti doğru yapmadınızsa, belâyı buldunuz demektir. Doktor önce hastalığı teşhis eder ve ismini söyler. Tedavi, hastalığın adını koyduktan sonra başlar… Halk, pazarlık ederken bir malın fiyatını belirlemeye “adını koymak” der.

Her topluluk, her hareket, her fikir; düşmanını, peşin olarak, daha ortaya çıkmadan bilir ve ilân eder. Yani daha ortaya çıkmadan adını koyar. Ortaya çıktıkları takdirde onlara kendi verdiği isme göre davranır. Hastalığın adını doktor verir, mikrop vermez.  Mikrop, “ihanet çetesi” yerine “terör örgütü” denmesinden memnun olmaz mı... Hainler demek yerine teşkilâtlı, güçlü baskı unsuru diye büyütüyorsun; daha ne istesin... Bundan alâsı, silâh yardımı…

Roma, Spartakus'un hareketini “isyan” olarak isimlendirdi, liderine de “asi” dedi ve ona göre davrandı. Spartakus da hareketini “isyan” olarak vasıflandırdı ve daha işin başında kaybetti. Hareketinin adını kendisi koyamadı, Roma isimlendirdi. Yani insanı köle yapmanın haksızlık olduğu fikrini hareketinin kaynağı ve merkezi yapamadı ve kaybetti. Osmanlı, “Celâlî isyanları” dedi, “Şeyh Bedreddin isyanı” dedi. İsrail, vatanları için mücadele eden Filistinlileri, “terörist” olarak isimlendiriyor kendi vatanlarında ve bu isimlendirmeyle bütün dünyayı kandırıyor. BDP; ihanet çetesi mensuplarına “gerilla” diyor… Siyasîlerimiz “terörle mücadele” gibi devleti pasifleştiren bir ifade kullanırken onlar “savaş”tan bahsediyor. “Taraflar silâh bıraksın” diyebiliyorlar. Niçin?.. Biz “terör örgütü” diye isimlendirdiğimiz için bu cüreti gösterebiliyorlar. İşin başında ihanet çetesi deseydik, “taraflar” diyemezlerdi.

Her topluluk, her hareket, her fikir önce kendisini belirtir. Ben buyum der; ondan sonra da bana karşı olan da şudur, bana isyan edenin göreceği muamele de budur der.

Asr-ı Saadet'te peygamberlik iddiacılarına karşı hiç tereddüt edilmedi. Üzerlerine gidildi ve haklarından gelindi. Çünkü İslâm, hem kendisini, hem karşısındakini doğru isimlendirmişti… Kendisi İslâm… Selâmete götüren iman… Karşı çıkan ya kâfir (hakikati örten), ya müşrik (hakikati yanlış ifade eden), ya münafık (karşı cepheden olduğu halde, bizden görünen, müslüman görünen)… Hepsi “selâmete götüren yolun” dışında. Her birine karşı nasıl davranılacağı da belli… Peygamber hak; Peygamber olmadığı halde peygamberlik iddia eden “kezzap”… Yalanın, yalancının ta kendisi… İtlâfı gereken kuduz köpek…

En büyük devletimizin başına Kürt Teali Cemiyetini, Ermeni Taşnak Cemiyetini musallat edenlerin, Türkiye Cumhuriyeti'ni açıkça Ermeni soykırımı yalanı ile köşeye sıkıştırmak isteyenlerin, el altından başımıza ne çoraplar öreceğini bilmemiz gerekirdi. Ona göre adını daha işin başında koymalıydık ve ona göre davranmalıydık.

Adını koyamadık…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen :     24.09.2012
Yorum : Çünkü İslâm, hem kendisini, hem karşısındakini doğru isimlendirmişti… Kendisi İslâm… Selâmete götüren iman… Karşı çıkan ya kâfir (hakikati örten), ya müşrik (hakikati yanlış ifade eden), ya münafık (karşı cepheden olduğu halde, bizden görünen, müslüman görünen)… Hepsi “selâmete götüren yolun” dışında. Her birine karşı nasıl davranılacağı da belli… Peygamber hak; Peygamber olmadığı halde peygamberlik iddia eden “kezzap”… Yalanın, yalancının ta kendisi… İtlâfı gereken kuduz köpek… Her durum ve olayın adı tanımlansa çözüm kısa sürede üretilecek belki belirsizliğin verdiği bir kısır döngü bizlerin yaşadığı yüreğinize sağlık hocam ben sizinle yeni tanıştım derginizle keza öyle diğer yazılarınızıda sabırsızlıkla bekliyorum iyi çalışmalar dilerim.




Ekleyen : HASAN ALİ SOLAK    25.08.2012
Yorum : hocam bu güzel yazıyı bimer ede gönderinde haberleri olsun devleti yöneten zatların.inanın bocaladıkça bocalıyorlar.birtürlü cözemediler şu işi.kocaman devletiz milletiz.yakışıyormu bunlar bu devlete millete.





 
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Nereye kadar?... - Sayı 126
Yolculuk... - Sayı 125
Büyük depremin öncüleri... - Sayı 125
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin pek çok açıdan harika bir değerlendirmesini okumuş oldum.... Seval Yılmaz

 Yazınız ile, Yunusa ait bu kıymetli eserin dil bilgisi bakımından, harika bir değerlendirmesini okum... Seval Yılmaz

 İnananlar, batıl zihniyete yardım etmemeli, zulme ortak olmamalı ... Ahmet Güney

 Maşallah maşallah Duygularınızı paylaşıyoruz, elinize emeğinize sağlık ... Ahmet Güney

 Allah razı olsun hocam elinize emeğinize yüreğinize sağlık ... Ahmet Güney


Çaresizlik yoktur, umutsuzluk vardır. Engellerin yıkılması umut etmeyi umut etmekle başlayacaktır.
Kardelen: Sayı 1, Temmuz 1992
Beslenmede sünnet ölçüsü
Suyun serencamı
Su gibi aziz ol
Yan gözle bakmadı kır çiçeklerine bile
Gıda
Molla Kasım şiiri üzerine tefekkür


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16907337
 Bugün : 1888
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 745874
 Bugün : 217
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1018
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 2
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 11
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim