Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     6729 kez okundu.     2 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Herkese lâzım!..
Ali Erdal

  Sayı: 74 - Ekim / Aralık 2012

Bizim asıl ihtiyacımız ne petrole, ne dövize, ne doğalgaza, ne şuna, ne buna… Yani asıl ihtiyacımız bizim, maddeye değil... Biz, sorumluluk ahlâkına muhtacız! Ve bu ahlâkın; istisnasız bütün fertlere, millete ve bütün müesseselere hâkim kılınmasına… Sorumluluk ahlâkının her ferdin ve her müessesenin temel prensibi yapılmasına… Kahraman aramıyoruz, sorumluluk ahlâkı diyerek, kimseden kahramanlık beklemiyoruz. Sorumluluğunu bilmek, herkesin asgarî seviyede vazifesi… En alt seviyeden herkesin sorumluluğunu bilmesine ve ona göre davranmasına muhtacız… Zaten her fertte, her müessesede olması gerekene, olmazsa olmaza muhtacız. Halimizi görüyor musunuz?

Batılıların çevirdiği bir filmi hatırlıyorum… Bir kasabada bir çocuk, köprüden düşüp ölüyor… İlk olarak, köprünün kenarına, gelen geçenin düşmemesi için korkuluk yapmayan ustayı suçluyorlar. O, ben köprüyü bana verilen plâna göre yaptım, plânda korkuluk yoktu, diyor. Plânı çizeni mahkemeye çıkarıyorlar… Bu işe ayrılan paraya göre plân çizdim, mazeretine sığınıyor. Parayı tahsis eden müessesenin başını ve ilgili memurları getiriyorlar... Onlar da, nasıl yapılacağını düşünmek, bizim işimiz değil, paranın yetersiz olduğunu söyleselerdi, diyorlar… Arkasından bütçeyi hazırlayan ve kabul eden bürokratlar, her gün makam arabası ile köprüden geçen mülkî amir ve daire müdürleri, belediye başkanı ve meclis üyeleri sorguya çekiliyor. Ustadan mülkî amir ve belediye başkanına kadar hepsinin öğretmenleri hesaba çekiliyor. Siz bunları eksik yetiştirdiniz, onlar da görevlerini yapmadılar, deniliyor. Derken ana-babaların sorumluluğu söz konusu oluyor, buna komşuları dâhil ediliyor… Bir de bakıyorsunuz, müzikteki (kreşendo) misali, gittikçe artan tutuklamalarla, bütün kasaba halkı hâkim huzuruna çıkarılmış. Köprünün yapıldığından haberi olmayanlara ve üzerinden hiç geçmemiş olanlara bile düşen sorumluluk belirtiliyor ve tutuklayan polisler, karar veren hâkimler dâhil, kasaba halkının tamamına ceza veriliyor… Üzerinden geçenler, korkuluğun olmadığını gördükleri halde, bunu mesele yapmadıkları için ceza alıyor. Usta, korkuluksuz köprüyü yapmam, demediği için... Plân ve projeyi hazırlayanlar, korkuluk yapılması gerektiğini belirtmedikleri için… Eksiği görmesi gerekenler, kontrol görevlileri, onların amirleri, iyi yetiştirmesi gerekenler vesaire herkese… Köprüden haberi olmayanlara bile, kasabanızda olup bitene dikkat etme görevlerini yapmamaktan ceza veriliyor

Şimdi… İnsanın değil, hayvanın bile âkıbetinden kendisini mesul tutan ve “köprüden düşen topal keçinin hesabını bile benden sorarlar” diye taşıdığı sorumluluktan dolayı tir tir titreyen KAHRAMAN'a (ra) gel de hayran olma!.. Hele ihanet çapına varmış ilgisizliklere, beceriksizliklere, ihmallere her gün sayılamayacak örnekler gördüğümüz bir zamanda, bugün insanlığın hâlâ ulaşamadığı yücelikteki Kahraman'a, gel de hayran olma! O'nu anlamak da sorumluluğunu bilmeye bağlı.

Kendi sorumluluğunu en alt seviyeden idrak edemediği halde, 'ben olsam şöyle yaparım' diye böbürlenen bir topluluk olduk. Görevlerimize ait kendi sorumluluklarımızı biliyor muyuz ki, başka fertlerin, kurum ve kuruluşların sorumluluklarını bilelim ve ikaz edelim?

21 sene önce “Anarşi bizim yoldaşımız” başlıklı yazımda şöyle demişim. O günden bu güne ne değişti, bakın bakalım:

“Şehrin göbeğindeki caddede bir yeri kazın ve tamirat sebebiyle güzergâhın değiştiğini belirten bir levha koyun… Kimse bu neyin nesidir demeyecek ve bu yasağa herkes kuzu kuzu riayet edecektir… Hattâ levha koymasanız bile, kimse sesini çıkarmayacak ve herkes öndeki arabanın arkasından güzergâhı öğrenmeyi kâr sayacak. Aylar geçecek, artık o yol, o haliyle sabitleşecek, tabiî hale gelecek; buranın tamiri de ne zaman bitecek sızlanmasından başka bir tepki olmayacak.

Halk hafif mırıltı halinde sövecek ve söylenecek; memur, kendi dairesinin bu işi yapmış olabileceğini, yani amirinin kulağına gitme ihtimalini düşünerek, sadece içinden lânetleyecek. Kamuoyu, bizde zaten işler böyledir, bir kurum kapatır, başkası açar, tenkidinin üstünde bir idrak sahibi olamayacak. İçinden kim ne düşünürse düşünsün, kimse bunu yüksek sesle, bir faydası olmayacak ki diye, ifade etmeyecek.

Şehrin üst seviyedeki yetkilileri bile makam arabaları ile oradan geçerken makam şoförü, sorumsuzluğun “emrettiği” güzergâha riayet edecek. Saltanatla gidenin haberi bile olmayacak. Hangi seviyede olursa olsun, her yetkiliyi, o yolda tamirat var efendim, sözü bol kepçe lokantasının yemekleri kadar doyuracak. Mülkî amir, belediyenin çalışması diyecek, belediye başkanı işi valiliğin icraatına bağlayacak…

Basın; çukura düşen olursa, kimi makaraya sardığı belli olmayan bir dille fahişe resimlerinin yanında ufacık haber yapacak; belki biraz kabadayısı, bir kişi ölünce mi, tedbir alınacak, diye yazacak.

Çünkü hiçbir fert, kurum ve kuruluş, yetkisinin ve sorumluluğunun sınırını bilmemekte… Her biri, sorumluluğu üzerinden atmayı çok iyi becerdiği için, her tenkide karşılık, konu dairemizle ilgili değildir, müdafaası kale gibidir. Caddedeki tamirat için, bu bizim işimizdir, biz yapmadığımıza göre bunda bir bit yeniği var diyebilecek sorumluluk duygusuna sahip bir sorumlu çıkmayacak. Veya bu iş filân kuruma ait, o kuruma hesabını sorayım diye sırtına yük alacak kahraman yetkili bulunmayacak. Nerde kaldı, herkesi sorumluluğuna göre hesaba çekmek… Hiç kimse sorumlu tutulamayacak…

Bu yazıyı okuyan herkes, bu tespitimize hak verecek ve bunun kendi kuruluşu için de geçerli olduğunu bildiği halde, başka kuruluşlardan heyecanla (ve çoğu doğru) örnekler verecek.”

Sorumlulukları üzerinden atmakta, başarıları ise mıknatıs gibi çekmekte mahir fertlerin, kurum ve kuruluşların diyarında, İHANET ÇETESİ için bundan verimli iklim mi olur? Bir de, yarım yüzyıla aşkın zamandır niye hakkından gelemedik, diyoruz. Nice ihanetler, gaflet ve ihmal sütrelerinin arkasında icra ediliyor. Olur böyle vakalar, gafleti, her şeyi izah ediyor ve örtbas ediyor. Asgarî seviyede her ferdi, sorumluluk taşıyan bir memlekette, sahipli veya sahipsiz, kibrit kutusu kadar bir araziye, uyuşturucunun hammaddesi ekilemez. Bu facianın sorumlusu kim, sorusuna ihtiyaç olmaz!

“Sorumluluk ahlâkı” kahramanlık falan değil… En alt seviyeden her fertte olması gereken ahlâk… Cemiyetin; İsviçre saati gibi, Alman matbaa makineleri gibi aksamadan tıkır tıkır işlemesi için… Bir zamanlar dünyaya örnek olduğumuz bu ahlâkı cemiyete; “kendin için istediğini başkaları için de iste; kendin için istemediğini başkaları için de isteme!” diyen, herkesi günde en az beş defa temizlenmeye ve hesaba çekecek olanın huzuruna çıkmaya davet eden bir sistem hâkim kılabilir. Daha önce olduğu gibi…

Sadece bizim değil, bütün insanlığın ihtiyacı bu!..


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : Ali Erdal    28.12.2012
Yorum : Allah razı olsun Hocam... Tekrar kazanılır inşallah!.. Selâm ve dua ile...




Ekleyen : turgay ertem    10.12.2012
Yorum : ali hocam gönlüne eline sağlık. Sorumlular sorumsuz olursa insanların zıvanadan çıkması kaçınılmaz.Selam ve dua ile...





 
Bu bayrağa basılmaz, bası... - Sayı 129
Ne zamandan beri... - Sayı 128
Dün sadaka taşı, bugün mi... - Sayı 128
Sağlık sisteminin şifresi... - Sayı 127
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Milli Eğitim Bakanlığı’nın anketine göre, gençlerin %61’i kitap okuyormuş.
Hayret! Ya gizli gizli okuyorlar, ya büyüklerinden ders almamışlar ve gizli gizli okuyorlar.
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17666755
 Bugün : 343
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 872948
 Bugün : 159
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1118
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim