Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 36 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     2281 kez okundu.     1 yorum bırakıldı.     Yazara Mesaj

Veliler ordusundan
Kadir Bayrak

  Sayı: 99 -

“Yok”tuk… Bizi, “var” etti…

Yazıyı burada, şu ilki tek, diğeri üç kelimeden ibaret iki kısa cümleyi kaleme aldıktan sonra bitirsem diye düşünmedim değil. Meramımı anlattım nasılsa, daha ne yazılır, ne yazılabilir, ne söylenebilir ki… Haydi, şimdi gücün yetiyorsa tefekkür et; yokluğu, varlığı, yaratılışı ve O’nu… İçimizden birini rehber olarak göndermese, O’na (sav) kitap indirmese, O’nun yol arkadaşları (ra) ve dostlarıyla yolumuzu aydınlatmasa nice olurdu halimiz…

Veliler Ordusundan… “Bu Eser” başlıklı giriş bölümünde, Üstad’ın, “Bu eser, dünyaya, muhtaç olduğu kâinat görüşünü, bir altın yağmuru halinde serpiştirmek ve kendini cihan ölçüsünde bir hâdise diye takdim etmek ihtiyacındadır.” cümlesiyle takdim ettiği kitabı. “Aklın patladığı ve hesabın kül olduğu sınırdan ilerideki âlemlerde meclis kuranların hikâyeleri”nin anlatıldığı eseri.

Değil mi ki O’nu tefekkür ediyoruz, bu işi gönül kahramanlarından daha iyi yapacak birini tanımıyorum. Zira biz; “Allah’tan başka her şeyde yanılıyoruz.” Onlar ise “hiçbir şeyde yanılmayan ve tekte her şeyi bulanlardır.”

İşte hikâyelerinden bir kısmı…

Zünnun… Anlatıyor: Dağlarda bir zenci gördüm. Yanında Allah denildiği zaman yüzü bembeyaz olur, sonra tekrar eski haline dönerdi. Canevinden kopunca, karayı beyaza çeviren isim…

Yolculukta genç bir adama rastladı. Gence sordu: Nerelisin, ey gurbetteki? Genç adam, dalgın gözlerini bu yabancıya çevirdi: Onunla huzuru olan, hiç gurbette olur mu?

Neye yaklaşsam, sonu uzaklık ve kırgınlık;

Anla ki, yok, Allah’tan başkasıyla yakınlık…

(Çile, 1977)

Zünnun dedi ki: Allah’ın zatını düşünmek cehil, işaretlemek şirktir. Marifette tek doğru, sadece hayret…

Ebu Süleyman (Dârânî): İki rekât namazla cennet arasında muhayyer bırakılsam, ilkinde benim, ikincisindeyse Allah’ın rızası olduğu için namazı tercih ederim.

Ebu Hâtem (Attar)… Büyük ve çok zengin bir tüccar. Bir gün kapısı çalındı. İçeriden bağırdı: Kimdir o? Cevap geldi: Bir derviş, Allah diyen bir derviş… Ebu Hâtem, hizmetçilerine bırakmadan kapıyı açtı. Perişan kılıklı bir derviş… Ebu Hâtem dışarıya çıktı, yere eğildi, yüzünü toprağa sürdü ve şaşkın şaşkın bakınan dervişin çıplak ayaklarını öptü. Sonra ayağa kalktı. Doğruldu, yüzünü mesafelere çevirdi: Başka Allah diyen var mı? Gelsin, ayağını öpeceğiz!..

Ellerime uzanan dudakları tepeyim;

Allah diyen, gel, seni ayağından öpeyim! (Çile, 1976)

İbrahim Ethem… Başlangıçta Belh sultanı… Allah’ı bulunca, sarayını, tahtını, memleketini, dostlarını her şeyi bıraktı. Diyar diyar gezdi, helâl ve güzel kazanç için dağlardan toplayıp sırtında taşıdığı çalı çırpıyı pazarlarda sattı, hamamlarda Müslümanların kirlerini yıkayacak kadar nefsini alçalttı. Bir gün yolu, İmam-ı Âzam Hazretlerine uğradı. Büyük İmam’ın etrafındaki talebeleri İbrahim Ethem’e küçümseyen, garipseyen gözlerle baktılar. İmam, bu hali gördü ve İbrahim Ethem’e seslendi: Buyurun, meclisimize şeref verin, efendimiz, büyüğümüz!.. İbrahim Ethem özür edasıyla bir selâm verip geçti. Talebeler şaşırdı, sizin gibi bir zat ona nasıl efendimiz der?  İmam-ı Âzam, sözün varabileceği en üstün cevabı verdi: Şunun için ki, o ara vermeden Allah’la, Allah’ın zatiyle meşgul, bizse işin dedikodusuyla…

Hâtem (Asam)… Biri ondan nasihat istedi ve aldı: İsyan edeceğin zaman öyle bir yerde et ki, Allah onu görmesin!..

Hasan Basrî… Tâbiinin büyüklerinden. Duası: Allah’ım bana nimet verdin, şükredemedim; belâ verdin, sabredemedim. Böyleyken, şükrüm az diye nimetimi kesmedin; sabrım az diye de belânı sürdürmedin… Allah’ım senden lütuf ve keremden gayri ne gelir?

Güzel Allah’ım, senden ne gelecekse gelsin;

Sen ki, rahmetinle de, kahrınla da güzelsin. (Çile, 1977)

Ahmet Buharî hazretleri buyuruyorlar ki: Şeriatte seninki senin, benimki benim… Tarikatte seninki senin, benimki de senin… Hakikatte ne seninki senin, ne de benimki benim… Hepsi Allah’ın!

Ve dedi ki: Şuna buna, karşı durmaktan ve lâf yetiştirmekten uzak kal! Allah’ın kulluğuna kabul ettiği her ferdi sen de kardeşliğe kabul et!

Eklense de başıma dünyada kaç baş varsa

Başım, onların hepsi için secdeye varsa... (Çile, 1974)

Muhammed (Belhî)… Dalga dalga Hacc’a gidenlere baktı ve mırıldandı: Şu dalga dalga insanın hali ne tuhaf? Hayranım onlara!.. Dereler, denizler, çöller ve dağlar aşıp geliyorlar. Allah’ın evini ve orada nebîlerin izlerini görmek için… Hâlbuki kendi nefs sahralarını aşabilselerdi, orada doğrudan doğruya Allah’ın izini göreceklerdi.

Ebulhasan (Verrak) söyledi: Allah’a sevgi, yalnız O’nun Sevgilisine sevgi ile olur. Allah başka türlü sevilemez.

O, Allah’ın emriyle Kâinat Efendisi;

Varlığın Tacı, varlık nurunun ta kendisi… (Çile, 1974)

Şiblî… Bir mescid… Avluda Şiblî ve onun halkası… Bir dilenci geçmekte… Dudaklarında şöyle bir hitap: Yâ hak, yâ lütuf ve kerem sahibi!.. Şiblî ağladı ve dedi: Her şeyi icad eden sensin!.. Veren, alan, aratan, bulduran, isteyenleri sana minnet yoluna çeken, istemeyenleri de ellerindekine güvendirip tek başlarına bırakan, hep sen!.. İkram ve ihsan edicilerin hepsi,  verdikleri her şeyde, hadler ve sınırlarla çevrili… Yalnız senin ikramların ve ihsanlarındır ki,  ne hadde sığar, ne sıfata… Sen o lütfedicisin ki, her lütfediciye galipsin!.. Vericilerin vericiliği, senin vericiliğinledir.

Verirler, “ben acizim, kudret senin” dedikçe,

Verenin şanı büyük, sen iste istedikçe. (Çile, 1980)

Muhammed Hakîm (Tîrmezî)… Ona sordular; kulluk ve Yaradan? Cevap verdi: Bir kimse ubudiyet (kulluk) sıfatlarının cahili olsa rübubiyet (İlâhlık) sıfatlarının da bilgisizi olur. Kendini anlamayan, O’nu nasıl anlasın?.. Yine sordular; Allah’ın fiillerine ait sıfatlarla; zatına ait sıfatlar arasındaki fark? Dedi: Eksiği veya fazlası mümkün olan her şey, O’nun fiillerine ait sıfatlardan, eksiği veya fazlası muhal her şey de zatına ait olanlardan…

Ali (Benderoğlu)… Dedi ki; Zavallı insanlar! Allah’ı kolaylıkla bulmak dilerler. Kolaylıkla mı bulmak? İki cihanı gözden çıkarmadan, Allah’ı bulmak yoktur.

Anlamak yok çocuğum, anlar gibi olmak var;

Akıl için son tavır, saçlarını yolmak var.. (Çile, 1983)


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Ekleyen : ...    07.02.2019
Yorum : Allah...





 
Türk kimliği... - Sayı 129
Helâl lokma... - Sayı 128
Çare... - Sayı 127
Mukaddes beldelere-2... - Sayı 126
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (130):
Yapay zeka ve dijitalizm

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


ACIYORUM

Millet, Meclis’i seçiyor...

Meclis, millet namına kanun yapıyor...

Anayasa Mahkemesi de bu kanunları bozabiliyor...

 

Şimdi söyleyin:

Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla mı milletin?

Hâkimiyet kayıtsız şartsız Anayasa Mahkemesi’nin mi?

Hâkimiyet kayıt ve şartla Anayasa Mahkemesi’nin mi?..

(Kardelen; 13; Mart 1997)

 

ACIYORUM

Bir takım kimselerin, yetkilerini aşarak, kanun dışı teşkilâtlar kurduğu ve kanun dışı faaliyetlerde bulunduğu artık kimsenin yok diyemeyeceği bir gerçek halinde ortaya çıktı.

Bunlar, başlangıçta en azından, kanunların kötülerle ve kötülükle mücadelede yetersiz kaldığını düşünüyor.

Böyle örgütlere karşı çıkanlar da, gizli ve kanun dışı teşkilât kurulacağına falan falan kanunlara ve filân filân mekanizmalara dayanarak şöyle şöyle mücadele mümkündür, demiyorlar...

 

Öyleyse...

Ya bu ülkede kanunlar ve işleyen mekanizma yetersizdir... Ya devleti idare edenler...

Bu işin (ya)sı, (ma)sı yok... Hem kanunlar ve işleyen mekanizma, hem idareciler yetersiz...

(Kardelen; 13; Mart 1997)
66
Güneş yeniden doğuyor
Adâlet lâzım
Kimseye sözüm var
Ümitle
Bu bayrağa basılmaz, basılamaz


Yavuz Sert - Kimlikten ideale Tür...
Ali Erdal - Bu bayrağa basılmaz,...
Kadir Bayrak - Türk kimliği
Necip Fazıl Kısakürek - Tamamlığın şartları
Ekrem Yılmaz - Zaman bendedir şuuru
Ekrem Yılmaz - Türk binyılı
Ekrem Yılmaz - Bekir geldi
Ekrem Yılmaz - Ümitle
Dergi Editörü - Bekliyoruz
Necdet Uçak - Bizim Yunus
Necdet Uçak - Ne beklediğim var ne...
Mustafa Büyükgüner - Türk marşı
Mustafa Büyükgüner - Şaşkınlar
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
Kardelen Dergisi - Kardelenin 15 Temmuz...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Zaimoğlu - İnsan kalma savaşımı...
Mehmet Balcı - Güler misin ağlar mı...
Hasan Tülüceoğlu - Kırık yaz
Ahmet Çelebi - Sükût
İğneci - Gerçek büyükleri tan...
Halis Arlıoğlu - Geç kalan bir yazı
Halis Arlıoğlu - Aklıma takılanlar
Murat Yaramaz - Yakınma
Gözlemci - Hadislere bakış
Mahmut Topbaşlı - Türkiye yüzyılı
Mahmut Topbaşlı - Çözülen hayatımdır
Cahit Ay - Ateşe perde
Cahit Ay - Sû-i zan
Cahit Ay - Yattı ve yattı
Mevlüt Yavuz - Gökyüzüne kement vur...
Cemal Karsavan - Sığmam artık şiirler...
Yaşar Akyay - Güneş yeniden doğuyo...
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm yok
İbrahim Durmaz - Kimseye sözüm var
Saltuk Buğra Bıçak - Adâlet lâzım
Emre Kaymaz - İlim ve irfanla Türk...
Hasan Veli - Baba
Ayşe Çağlayan - Ben de yolcuyum
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17666730
 Bugün : 318
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 872939
 Bugün : 150
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1118
 129. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim