Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     486 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Nerelisin
Kadir Bayrak

  Sayı: 123 -

Anavatan, baba ocağı, dede mülkü, ata yadigârı… Toprakla kurulan ünsiyetin dilde tezahür eden kavramları… İnsan doğduğu anda toprakla bir bağ kuruyor. Velev ki farklı bir yerde dünyaya gelsin, ömrü boyunca muhatap olacağı “nerelisin” sorusuna vereceği cevap işte kurulan bu bağa göre. Cevabımız, pergelin sabit ayağı… Yerli, mukim, muhacir, göçmen, mülteci, garip, yolcu vb aslında kişinin toprağına, vatanına yani pergelin sabit ucuna olan maddî ve manevî uzaklığına göre icat edilmiş tabirler, sıfatlar…

Esas olan ise bu dünyanın bütünüyle gurbet olması; ilk insan ve peygamberin “asıl vatan”dan, cennetten çıkarılmasıyla gurbet hayatımız başladı, sayımız arttıkça da gurbet yurdunda oradan oraya savrulduk.

Tarih kitapları, kabına sığmayan enerjisiyle at üstünde vatan arayışına çıkan milletimizin Hun ve Göktürk tecrübelerinden sonra Uygurlar zamanında yerleşik hayata geçtiğini kaydeder. Karahanlı, Gazneli, Selçuklu isimleriyle kurduğumuz devletler, Orta Asya’da zuhur eden medeniyetimizin coğrafî mânada doğudan batıya seyrinin ifadesi olmuş, batıya doğru gidiş Osmanlı’da kemâle ermiş ve bütün insanlığın göz bebeği topraklar milletimize vatan olmuş. “Anadolu… Bozkurdun bir dere kenarında gümüş sulara dalıp gözlerindeki tılsımlı ateşi seyrede ede, içli ve mütevekkil bir söğüt ağacına istihale ettiği (mübarek) diyar… Anadolu… Türkün, gerçek ruh muhtevasını bulur bulmaz seyyarlıktan sabitliğe geçtiği ve ruh vataniyle içiçe yeryüzü vatanını kurduğu büyük mâna çerçevesi…” (Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü)

Sanayi devrimine kadar savaş, kuraklık, kıtlık gibi fevkalade haller dışında Doğusuyla Batısıyla bütün devletler yerleşik bir hayatı kabul etmiş. Zulümle anılsa da Ortaçağ Avrupasında derebeylik sisteminin yerleşik halk üzerine inşa edildiği inkâr edilemez. Keza Osmanlı da “tımar” sistemiyle tebaasına hükmetmiş. Ziraat, ticaret, askerlik, vergi gibi idare eden yönünden kolaylıklar sağlayan bu sistemin halk nezdindeki karşılığı doğduğu yerde gömülmek, nesiller ve asırlar boyunca o yere kök salmak olmuş.

Keşifleri sonrası Batı’nın yeni kıtalara hücumu tarihin utanç sayfalarında kayıtlı. Amerika ve Avustralya’ya göçler sonrası katledilen yerlilerin sayısı onlar için istatistik bir bilgiden öte anlam taşımaz. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla sebep olunan göçler ise eskiye rahmet okutacak cinsten…

Batı, Birinci Dünya Savaşının sonunda Amerikasıyla, Avrupasıyla kendisini güvenlik duvarları ile örülmüş bir hisar içine alırken Osmanlı bakiyesi milletlerle Afrika başta olmak üzere kendi dışındaki dünyayı, eline aldığı cetvelle ileride ortaya çıkması muhtemel bütün sıkıntıları öngörerek ve bunlara yol vererek parçalara ayırdı. İkincisi, ilkinde elde edilen ganimetlerin aralarında nasıl paylaşılması gerektiği kavgasından çıktı ve birincisinin açtığı yaraları daha da derinleştirdi. Vatan mefhumunun içini boşaltan, insanların toprağıyla bağını kopartan, masum halkı zalim idareciler elinde zararlı haşereyle mücadele eder gibi oradan oraya sürükleyen göç dalgaları böyle başladı.

Göç, ölüm tehlikesi altındaki büyük insan kitlelerinin bir yerden başlayıp farklı bir noktada sona erdirdikleri harekete verilen isim. Bu hareketin hem göç eden hem de göç edilen belde insanları yönünden doğurduğu ekonomik, sosyolojik, ahlâkî, hukukî sayısız neticeleri var. Kıtaların, denizlerin, ticaret yollarının, iklimlerin merkezindeki Anadolunun göçlerin ilk rotası olması en başta coğrafya gereği. Tesbihin dağılan parçalarının imame etrafında toplanması da işin doğasında var.

Kendisi de 93 muhaciri bir büyük dedenin torunu olan bu satırların yazarı, yarım asra varan ömründe Bulgaristan’dan, Irak’tan göçmek zorunda olanlara şahit olmuştu. Ama bu sayılanlar son on yılımıza damga vuran Suriyeli, Afganlı mülteciler yanında çok küçük sayılabilecek hareketlerdi. Zalim Baas ve Esad rejiminin yıkılmasıyla nicelik olarak küçük bir kısmı ülkelerine dönse de mülteci meselesi, çözüm bekleyen bir problem olarak milletimizin ve devletimizin önünde halen durmakta. Üçüncü bir dünya savaşının çıkmasının uzak bir ihtimal olmadığı en üst seviyedeki devlet adamları tarafından dile getirilirken Anadolunun yukarıda izah etmeye çalıştığımız sebeplerle daha pek çok göç dalgasına ev sahipliği yapacağını tahmin etmek de zor değil.

Hal böyle olunca akla binbir soru geliyor… Sayıları itibariyle artık eğitimde, sokakta, ticarette ve hayatın her alanında muhatap olduğumuz bu insanlara karşı uzun vadeli bir devlet politikamız mevcut mu? Uzun vadeden kastım bu insanlar en sonunda vatanlarına dönecek mi, bizim bir parçamız mı olacaklar, devletimiz bu konuda ne düşünüyor? Meselâ Türkiye’de doğmasına rağmen “nerelisin” sorusuna “Suriye” cevabı veren çocuğu şartları oluşunca aslî vatanına iade etmek mi doğru yoksa verdiği cevabı “Edirne, Adana, Kars, Samsun” gibi düşünüp bizim kültürümüzün bir parçası mı kabul etmeli? Bu durumda bu insanlar, büyük Türk kültürü içinde eriyip gidecek mi, arabesk bir kültür mü meydana getirecekler?

Adalet ve merhamet devletin bariz vasfı. Vatanını terk etmese kuvvetle muhtemel katledilecek, öldürülecek mültecilere merhamet etmek, onların insanca bir hayat sürmelerini sağlamak insanlık vazifesi. Ancak göçün de bir fıkhı, hukuku, esası olmalı. Birleşmiş Milletlerin bilmem kaç sayılı kararı değil kastettiğim. O da içinde ama bütün zaman ve mekâna hitap edecek bir esas… İnsanı doğduğu yerde doyuracak, ömrünü orada hitama erdirmesine imkân verecek, her şeye rağmen göçe mecbur kalırsa onun da şartlarını tespit edecek esas...

   İnsanlık, bu esasa muhtaç…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Helâl lokma... - Sayı 128
Çare... - Sayı 127
Mukaddes beldelere-2... - Sayı 126
Çocuk toprak gibidir... - Sayı 125
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Senirkent facìasi ile ne alaka... EB

 Hep bel altı vurmuş... Mustafa Güneş

 şair hep aktifden örnek veriyor. Bu işi biliyor sanırım ... Adnan Ay

 çok duygulandım teşekkürler ... Esra Çay

 Bence çok güzel ama biraz dili agir... Yusuf Korkmaz


Batı; kaybettiği noktanın idrâkinde ve kazanacağı noktanın gafili olduğunu -yalnız kendine- ihtar ederek bugünkü buhranını yaşıyor. Biz; tüm taklitçiliğimize rağmen hem birincisinin, hem ikincisinin gafletindeyiz.
Eğer batı gibi kaybettiğimiz noktanın idrakinde olabilseydik, elimizden kaçırdığımız bunca zamandan ötürü eyvahlar eder; kazanacağımız noktanın gafletinden de sıyrılabilirdik…
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Ekonomi ve helâl bilinci
Bileşke
Sonsuzluk
Dün sadaka taşı, bugün mihenk taşı
Güzel ahlâk ekonomisi


Yavuz Sert - Röportaj
Ali Erdal - Dün sadaka taşı, bug...
Ali Erdal - Ne zamandan beri
Kadir Bayrak - Helâl lokma
Necip Fazıl Kısakürek - Gençliğe Hitabeden
Bedran Yoldaş - Beyaz güvercin
Ekrem Yılmaz - Güzel ahlâk ekonomis...
Ekrem Yılmaz - Dile gel
Dergi Editörü - Oluklar çift
Site Editörü - Takvadan bekâya helâ...
Necdet Uçak - Bu çocuklar hepimizi...
Kardelen Dergisi - Kardelenden haberler
Kardelen Dergisi - Acıyorum
Kardelen Dergisi - İktibas
Kardelen Dergisi - Bu kimdir
M. Nihat Malkoç - Ekrandan akrana yahu...
M. Nihat Malkoç - Ana demek, mana deme...
Hızır İrfan Önder - Susmak bazen daha iy...
Zaimoğlu - Usûl akademisi
Zaimoğlu - İslâmda kazanç ve ge...
Zaimoğlu - Dünya ehlinin hali
Ayhan Aslan - Bileşke
Mehmet Balcı - Olalım
Mehmet Balcı - Çağdaşlık
Halis Arlıoğlu - Sebep olan işleyen g...
Halis Arlıoğlu - Çocukluk mevsimi
Ahmet Değirmenci - Olmadı
Erdem Özçelik - Sonsuzluk
Remzi Kokargül - İnsan sevdiği kadard...
Murat Yaramaz - Bereket
Murat Yaramaz - Varı
Murat Yaramaz - Zaman
Gözlemci - Hadiselere bakış
Mahmut Topbaşlı - Helal olmalı
Mahmut Topbaşlı - Sevda hükmeder akıla
Cahit Ay - 21. yüzyıl Müslümanı
Cahit Ay - Yol
Cahit Ay - Hayal meyal
Osman Akçay - Nergisler
Yaşar Akyay - Ekonomi ve helâl bil...
Mustafa Kozlu - Anne baba hakkında
Enes Doğan - Yanlıştan geçmek yan...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 17333668
 Bugün : 1680
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 802118
 Bugün : 343
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 1154
 128. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 16
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim