Kardelen'i DergiKapinda.com sitesinden satın alabilirsiniz.        Ali Erdal'ın yeni kitabı TÜRK KİMLİĞİ çıktı        Kardelen Twitter'da...        Kardelen 35 Yaşında!..       
    Yorum Ekle     407 kez okundu.     Henüz yorum bırakılmadı.     Yazara Mesaj

Nerelisin
Kadir Bayrak

  Sayı: 123 -

Anavatan, baba ocağı, dede mülkü, ata yadigârı… Toprakla kurulan ünsiyetin dilde tezahür eden kavramları… İnsan doğduğu anda toprakla bir bağ kuruyor. Velev ki farklı bir yerde dünyaya gelsin, ömrü boyunca muhatap olacağı “nerelisin” sorusuna vereceği cevap işte kurulan bu bağa göre. Cevabımız, pergelin sabit ayağı… Yerli, mukim, muhacir, göçmen, mülteci, garip, yolcu vb aslında kişinin toprağına, vatanına yani pergelin sabit ucuna olan maddî ve manevî uzaklığına göre icat edilmiş tabirler, sıfatlar…

Esas olan ise bu dünyanın bütünüyle gurbet olması; ilk insan ve peygamberin “asıl vatan”dan, cennetten çıkarılmasıyla gurbet hayatımız başladı, sayımız arttıkça da gurbet yurdunda oradan oraya savrulduk.

Tarih kitapları, kabına sığmayan enerjisiyle at üstünde vatan arayışına çıkan milletimizin Hun ve Göktürk tecrübelerinden sonra Uygurlar zamanında yerleşik hayata geçtiğini kaydeder. Karahanlı, Gazneli, Selçuklu isimleriyle kurduğumuz devletler, Orta Asya’da zuhur eden medeniyetimizin coğrafî mânada doğudan batıya seyrinin ifadesi olmuş, batıya doğru gidiş Osmanlı’da kemâle ermiş ve bütün insanlığın göz bebeği topraklar milletimize vatan olmuş. “Anadolu… Bozkurdun bir dere kenarında gümüş sulara dalıp gözlerindeki tılsımlı ateşi seyrede ede, içli ve mütevekkil bir söğüt ağacına istihale ettiği (mübarek) diyar… Anadolu… Türkün, gerçek ruh muhtevasını bulur bulmaz seyyarlıktan sabitliğe geçtiği ve ruh vataniyle içiçe yeryüzü vatanını kurduğu büyük mâna çerçevesi…” (Necip Fazıl, İdeolocya Örgüsü)

Sanayi devrimine kadar savaş, kuraklık, kıtlık gibi fevkalade haller dışında Doğusuyla Batısıyla bütün devletler yerleşik bir hayatı kabul etmiş. Zulümle anılsa da Ortaçağ Avrupasında derebeylik sisteminin yerleşik halk üzerine inşa edildiği inkâr edilemez. Keza Osmanlı da “tımar” sistemiyle tebaasına hükmetmiş. Ziraat, ticaret, askerlik, vergi gibi idare eden yönünden kolaylıklar sağlayan bu sistemin halk nezdindeki karşılığı doğduğu yerde gömülmek, nesiller ve asırlar boyunca o yere kök salmak olmuş.

Keşifleri sonrası Batı’nın yeni kıtalara hücumu tarihin utanç sayfalarında kayıtlı. Amerika ve Avustralya’ya göçler sonrası katledilen yerlilerin sayısı onlar için istatistik bir bilgiden öte anlam taşımaz. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarıyla sebep olunan göçler ise eskiye rahmet okutacak cinsten…

Batı, Birinci Dünya Savaşının sonunda Amerikasıyla, Avrupasıyla kendisini güvenlik duvarları ile örülmüş bir hisar içine alırken Osmanlı bakiyesi milletlerle Afrika başta olmak üzere kendi dışındaki dünyayı, eline aldığı cetvelle ileride ortaya çıkması muhtemel bütün sıkıntıları öngörerek ve bunlara yol vererek parçalara ayırdı. İkincisi, ilkinde elde edilen ganimetlerin aralarında nasıl paylaşılması gerektiği kavgasından çıktı ve birincisinin açtığı yaraları daha da derinleştirdi. Vatan mefhumunun içini boşaltan, insanların toprağıyla bağını kopartan, masum halkı zalim idareciler elinde zararlı haşereyle mücadele eder gibi oradan oraya sürükleyen göç dalgaları böyle başladı.

Göç, ölüm tehlikesi altındaki büyük insan kitlelerinin bir yerden başlayıp farklı bir noktada sona erdirdikleri harekete verilen isim. Bu hareketin hem göç eden hem de göç edilen belde insanları yönünden doğurduğu ekonomik, sosyolojik, ahlâkî, hukukî sayısız neticeleri var. Kıtaların, denizlerin, ticaret yollarının, iklimlerin merkezindeki Anadolunun göçlerin ilk rotası olması en başta coğrafya gereği. Tesbihin dağılan parçalarının imame etrafında toplanması da işin doğasında var.

Kendisi de 93 muhaciri bir büyük dedenin torunu olan bu satırların yazarı, yarım asra varan ömründe Bulgaristan’dan, Irak’tan göçmek zorunda olanlara şahit olmuştu. Ama bu sayılanlar son on yılımıza damga vuran Suriyeli, Afganlı mülteciler yanında çok küçük sayılabilecek hareketlerdi. Zalim Baas ve Esad rejiminin yıkılmasıyla nicelik olarak küçük bir kısmı ülkelerine dönse de mülteci meselesi, çözüm bekleyen bir problem olarak milletimizin ve devletimizin önünde halen durmakta. Üçüncü bir dünya savaşının çıkmasının uzak bir ihtimal olmadığı en üst seviyedeki devlet adamları tarafından dile getirilirken Anadolunun yukarıda izah etmeye çalıştığımız sebeplerle daha pek çok göç dalgasına ev sahipliği yapacağını tahmin etmek de zor değil.

Hal böyle olunca akla binbir soru geliyor… Sayıları itibariyle artık eğitimde, sokakta, ticarette ve hayatın her alanında muhatap olduğumuz bu insanlara karşı uzun vadeli bir devlet politikamız mevcut mu? Uzun vadeden kastım bu insanlar en sonunda vatanlarına dönecek mi, bizim bir parçamız mı olacaklar, devletimiz bu konuda ne düşünüyor? Meselâ Türkiye’de doğmasına rağmen “nerelisin” sorusuna “Suriye” cevabı veren çocuğu şartları oluşunca aslî vatanına iade etmek mi doğru yoksa verdiği cevabı “Edirne, Adana, Kars, Samsun” gibi düşünüp bizim kültürümüzün bir parçası mı kabul etmeli? Bu durumda bu insanlar, büyük Türk kültürü içinde eriyip gidecek mi, arabesk bir kültür mü meydana getirecekler?

Adalet ve merhamet devletin bariz vasfı. Vatanını terk etmese kuvvetle muhtemel katledilecek, öldürülecek mültecilere merhamet etmek, onların insanca bir hayat sürmelerini sağlamak insanlık vazifesi. Ancak göçün de bir fıkhı, hukuku, esası olmalı. Birleşmiş Milletlerin bilmem kaç sayılı kararı değil kastettiğim. O da içinde ama bütün zaman ve mekâna hitap edecek bir esas… İnsanı doğduğu yerde doyuracak, ömrünü orada hitama erdirmesine imkân verecek, her şeye rağmen göçe mecbur kalırsa onun da şartlarını tespit edecek esas...

   İnsanlık, bu esasa muhtaç…


Bu yazıya yorum ekleyin

Adınız
E-posta Adresiniz
Yorumunuz
 

CAPTCHA


Resimdeki rakamları bu alana yazınız


Eklenen Yorumlar


Henız yorum bırakılmadı...
 
Çare... - Sayı 127
Mukaddes beldelere-2... - Sayı 126
Çocuk toprak gibidir... - Sayı 125
Anneme...... - Sayı 124
Tüm Yazıları

ASKIDA ABONELİK: Siz de "askıda abonelik kampanyası"na destek olmak ister misiniz?

Gelecek sayının konusu (128):
Helâl ekonomi, İslâm'da ekonomi...

Son Eklenen Yorumlardan
 Peygamberimizi, bizim O na mesafemizi,içinde bulunduğumuz gafletten çözüme giden yolları anlatan "Gü... Ayşe Eroğlu

 ALLAH SELAMET VERSİN HOCAM BU... Behçet Eroglu

 Elinize gönlünüze sağlık. Bâki selâm ve dua ile...... Naci Eroğlu

 Selâm ile...... N. Eroğlu

 Yazınız durumun tespitini yapmış ve doğru tespittir tarihi gerçeklikler ile de uyumludur. Lakin bizd... Hüseyin yaman


Batılı düşünürler-Tolstoy ve niceleri gibi-mutlak olan bir şeyin olması gerektiğini gayet tabi bir şekilde fark edebiliyorlar. Ama bizim aydınımız (bulundukları yere nasıl geldikleri malum); bırakınız ülkenin dünya üzerindeki sorumluluğunu fark etmeyi, düşünmesi gereken bir beyinlerinin olduğunun bile farkında değiller. Ülkemizde, he sahada yaşanan boşluğu daha başka nasıl açıklayabiliriz?
Kardelen: Sayı 3, Aralık 1993
Beslenmede sünnet ölçüsü
Gıda
Sağlık sisteminin şifresi
Müslüman; fâcir, fâsık ve bozgunculara y
Bozkırın mütevazı ağacı: İğde


Ali Erdal - Sağlık sisteminin şi...
Kadir Bayrak - Çare
Necip Fazıl Kısakürek - Gıda
Necip Fazıl Kısakürek - Ağız
Ekrem Yılmaz - Derdimize bak! Ne yi...
Ekrem Yılmaz - Nakış
Dergi Editörü - Su gibi aziz ol
Site Editörü - Yan gözle bakmadı kı...
Acıyorum -
Necdet Uçak - Dünyayı Allah yaratt...
Necdet Uçak - İçim yanıyor
Kardelen Dergisi - Kardelenden Haberler
Kardelen Dergisi - Gelecek sayı konusu
M. Nihat Malkoç - Sünnete uygun yeme i...
M. Nihat Malkoç - Suyun serencamı
Kadir Karaman - Yana yana
Kadir Karaman - Beklenti
Zaimoğlu - Telaş yok
Ayhan Aslan - Dünyalık
Mehmet Balcı - Filistine ağıt
Mehmet Balcı - Gurbet destanı
Halis Arlıoğlu - Müslüman; fâcir, fâs...
Halis Arlıoğlu - Devran ve endişe
Halis Arlıoğlu - Düşünce sağanağı
Ahmet Değirmenci - Öyle bir vurur ki ka...
Ahmet Değirmenci - Yarım kalan vasiyet ...
Remzi Kokargül - Bozkırın mütevazı ağ...
Murat Yaramaz - Akıl
Murat Yaramaz - Sancı
Murat Yaramaz - Emir
Murat Yaramaz - Hayali
Gözlemci - Hadiseler bakış
Mahmut Topbaşlı - Bülbülü şeyda gibi
Cahit Ay - Gözyaşının düşündürd...
Cahit Ay - Asr-a yemin
Cahit Ay - Sayılı gün-Elâ
Cahit Ay - Ümit
Cemal Karsavan - Kaşım değse kirpiğin...
Osman Akçay - Âşıkların kavuşması ...
Yaşar Akyay - Beslenmede sünnet öl...
İbrahim Durmaz - Sokaklar
Uğur Utkan - Hazret-i Ömer Fârûk
Kemal Çerçibaşı - Vatan
Ebru Adıgüzel - Dönüşümün eşiğinde k...
Eymen Emin Mustafa - Okulum
Ömer Âsaf Namlı - Karanlık
Hatice Doğan - Sofranın şanındandır
Aynur Dağıstan - Âşıkların kavuşması ...
 
 
23 Mart 2005 tarihinden beri
 Ziyaretçi Sayısı Toplam : 16742811
 Bugün : 2196
 Tekil Ziyaretçi Sayısı Toplam : 728666
 Bugün : 325
 Tekil Ziyaretçi Sayısı (dün) Toplam : 468
 127. Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 0
 Önceki Sayıya Bırakılan Yorum Sayısı Toplam : 6
Son Güncelleme: 9 Mart 2025
Künye | Abonelik | İletişim